calimero
   
 
  Bilim ve Teknoloji

Göz Hastalıklarıa Yapay Çözüm

Göz hastalıklarının bir çoğu göz retinası sorunları ve göz merceği düzensizlikleri ile ortaya çıkar. Göz merceği ile alakadar sorunlar kullanılan değişik mercek çeşitleri ile düzeltilebilir veya kullanılması sağlanabilir olmasına rağmen, retina hastalıkları için çözüm bulunamamaktaydı. Göz retinası sorunlarına çözüm olarak bulunan "Yapay Retina", bu konunun yakın zamanda hiç görmeyen hastalara bile umut vereceği açıklandı. Kullanılan bu sistemin bilgisayarın görüntü sisteminden daha hızlı ve daha az enerji harcayan bir sistem olması kullanılabilirliğini ve verimini gözler önüne seriyor. Boyutunun 1 cantimetre kare kalınlığında olduğu ve sadece göz konusunda değil, diğer bazı tıbbi konularda da yardımı olabileceği belirtildi. Bu sayede kalp rahatsızlıklarından, göz problemlerine kadar bir çok alanda tıbbi  bir mucize olacaktır.

MR 'da Türk Devrimi

Özellikle rontgen ışınlarının insan vücuduna verdiği zararların keşfedilmesi sonucunda, vücut içerisindeki durumu izlemek için kullanılan yöntemlere MR (Manyetik Rözanans) eklenmişti. Tamamen hücre tarafından yayılan dalgaların kullanılması mantığı ile çalışan bu sistem, daha fazla kullanılmasına rağmen, siyah beyaz görüntü vermekden daha ileriye gidememişti.

Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Bülent Bayram’ın geliştirdiği bir yöntemle, siyah beyaz MR teknolojisine artık renk gelecek. Prof. Dr. Nevzat Gürmen ve Doç. Dr. Zübeyde Alkış ın katkıları ile geliştirilen teknoloji, var olandan daha hızlı ve daha farklı bir biçimde gerçekleştirilebileceğini gösteriyor. Buradaki yöntem, MR’ın farklı fazlarda üretilebilmesine dayanıyor. Yani farklı fazlardaki görüntüler farklı renk bilgilerinide beraberinde getiriyor. Bilgisayar tarafından tamamen otomatik olarak renklendirilen bu görüntüler, MR ile elde edilen resimlerden daha net sonuçlar alınmasınıda sağlamış oluyor. Yöntemin korunması için, Türk Patent Enstütisinden 10 yıllık patent aldıklarını ve yöntemin testi içinde, 100 ayrı tespit edilemeyen vakayı inceleyecekleri söylendi. Teknolojinin nimetlerinden faydalanan bu proje, hastalık tepiti için "tanı veri tabanı" oluşturulacağını ve incelenme aşamasına geçmeden hastalığın bilgisayar tarafından tespit edileceğini de gösteriyor gibi. Her ne kadar kulağa zor muş gibi gelse de. Umarım başarırız da demeyi unutmuyoruz. Bu proje tam manası ile gerçekleşirse Türk Bilim tarihi içinde büyük bir basamak oluşturacak gibi gözüküyor. 

Meteeor Geliyor

Güneş sistemimizde, özellikle Mars ve Jupiter arasında yer alan büyük boşlukta çok sayıda meteor bulunmaktadır. Bu meteorların bir çoğu güneş etrafında turlarını tamamlarken diğer gezegenlerin yakınlarından geçer. Bazen gezegen meteorun yörüngesi üzerinde kalır ve çarpışma gerçekleşir. Küçük meteorların gezegenlere çarpması sık yaşanan bir olaydır. Özellikle atmosferi olmayan gezegen ve uydular bu çarpmlardan etkilenmektedir. Uydumuz ayın yüzeyinde meteor çarpmalarının oluşturduğu bir çok krater bulunmaktadır. Fakat üzerinde yaşadığımız gezegen Dünya, koruyucu bir zırh görevini üstlenmiş olan bir atmosferle çevrilir. Yaşamın oluşması için gerekli gazları barındıran atmosfer aynı zamanda ufak çaplı meteorların gezegenimizin yüzyine çarpmasını engeleye bilecek bir yapıya sahiptir. Dünya'ya yüzeyine ancak büyük çapa sahip olan meteorlar uşlaşabilirler. Küçük meteorlar atmosfer içerisinde parçalanarak ve yanarak etkisiz hale gelirler.

5 Temmuz gecesi New Mexico'daki gözlemevi çalışanları yeni bir meteor saptadı, fakat olağan dışı olan bu meteorun bulunması değil yörüngesi. Güneş'in çevresindeki dönüşünü 837 günde tamamlayan 2002 NT7 katalog numaralı meteor yapılan hesaplamalara göre %6'lık bir ihtimalle gezegenimizle çarpışabilir. 2 kilometre genişliğindeki bu meteor atmosferimizin parçalayabilceğinden çok büyük. Bu nedenle eğer bu %6'lık ihtimal gerçekleşirse. 1 Şubat 2019'da gezegenimizle çarpışacak olan meteor atmosferimizden rahatlıkla geçebilecek ve saniyede 28 kilometreye varan bir hızla yer yüzüne ulaşıcak. Böylesine kuvvetli bir çarpışma bir kıta yok edebilcek kadar etkili olcaktır. Ayrıca çarpışmanın etkisiyle atmosferi kaplayacak olan toz bulutu diğer kıtalardaki hayatı olumsuz yönde etkileyecek.

Fakat bu meteor panik yapmamıza değecek bir yapıya sahip değil. Haberimizin başında da belirttiğimiz gibi güneş sisteminde bir çok meteor bulunuyor ve bunların çoğu gezegenimize yaklaşsada çarpmadan yörüngesini tamamlıyor. Tarihte geriye gidildiğinde bu meteora göre çok daha büyük çapa ve gezegenimizle çarpışma olasığına sahip bir çok metteor. Gezegenimizin yanından süzülüp geçmiştir. Bu kez %6' lık olasılığın gerçekleşebileceğini varsaysak dahi. Çarpışma en az 4-5 yıl öncesinde kesinliğe kavuşacaktır. Şu an bulunduğumuz teknoloji düzeyi bu meteorun tehlikeli olduğu kesinleştiğinde meteorun yörüngesini değiştirmeğe rahatlıkla yetecektir. Örneğin bu tip bir tehlike olabileceği düşünülerek geliştirilen yöntemlerden birine göre; meteor gezegenimize belli bir mesefe yaklaştıktan sonra meteora doğru gönderceğimiz atom bombası yüklü bir roket, gezegenimizden uzak bir noktada meteorun yanından geçecek. Tam bu anda patlatılacak olan bomba meteorun yörüngesini değiştirerek gezegenimizi koruyacaktır. Bu ve benzeri bir çok yöntem sayesinde gezegenimizle çarpışma oranı yüksek olan bir meteoru etkisiz hale getirmeye yetecek geçerliliğe sahiptir.

Einstein’ın Son Zaferi

Einstein 1905 ’te ileri sürdüğü Özel Görelik kuramı ile insanların evrene bakışını, madde ve zamanı algılayışını ciddi bir şekilde sorgulamış oluyordu. Teori bazı bilim adamları tarafından oldukça etkileyici bulunsa da bir çok bilim adamına göre bunlar Einstein ’in geniş hayal gücünün ürünlerinden başka bir şey değildi ve hiç bir geçerliliği yoktu. Bu tartışmalar devam ederken 1915 yılında ikinci büyük teorisi olan Genel Görelik teorisini yayınlayan Einstein, bilim dünyasın da yeni bir depreme sebep oldu. İzafiyeti anlamakta zorluk çeken kişiler teoriyi reddetmeyi anlamaktan daha çekici ve kolay buluyorlardı. Teorisinin doğruluğundan hiç bir şüphe duymayan Einstein, çok az bilim adamının göstere bileceği cesaretle "deneysel bir sorgulamada ortaya çıkabilecek her hangi bir olumsuz sonucun teorisinin yanlışlığını göstermek için yererli olduğunu" çekinmeden söyleyebiliyordu. Teorinin ilk sınanışı 29 Mayıs 1919 bir güneş tutulması sırasında gerçekleşti. Tutulma sırasında oluşan rahat gözlem fırsatını kullanan bilim adamları, güneşin uzay zamanı eğmesi sonucunda, gözlemlenen bir yıldızın konumunun değişmesine neden olduğunu (tamda izafiyet teorisi uygun olarak) kanıtlanmış oldu. Bu gözlem Einstein ve İzafiyet Teorisinin ilk zaferiydi. Daha sonra yapılan hesaplamalarla Merkür yörüngesinde ki açıklanamayan düzensizliği çözümlemesi teorinin büyük oranda kabul görmesini sağladı.

Günümüze kadar yapılan bir çok deneyle sınanan ve tüm testlerden büyük başarıyla çıkan teori, yapılan son testide büyük başarı ile geçti.. Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşünün uzay-zaman üzerinde meydana getirdiği sapmayı "çerçeve sürüklenmesi etkisini" test etmek için ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından yapılan son sınama deneyinde, LAGEOS 1 ve LAGEOS 2 adlı uyduların yörüngelerindeki sapma lazer ışını kullanılarak ölçüldü, elde edilen veriler genel görelik teorisi ile yapılan hesaplamalarla %99 oranında uyumlu bulundu. Yani Einstein ve İzafiyet teorisi bir kez daha zafer kazandı. 

Donmuş Genler Yolda

Her yıl yüzlerce hayvan türü dünyadan silinip gidiyor. Özellikle insan nüfusunun artışı ve ilerleyen sanayi faaliyetleri bu yok oluşu hızlandırmış durumda. Eğer böyle devam ederse torunlarımız bir çok hayvanı sadece ansiklopedilerde görebilecek. Fakat bu gidişata engel olmak için çalışmalar yapılmıyor değil. Sayısı birkaç binlerle sınırlanmış canlıların avlanması yasaklanırken doğal yaşam alanlarının korunması için bir çok çalışma yürütülüyor. Sayısı çok daha az olan hayvanlar -ki bunların arasında sadece tek çift olanlar bile var- hayvanat bahçesinde özel koruma programına alınmış durumda. Tüm bu çalışmalara rağmen yok oluş önlenebilmiş değil. Önümüzdeki yılllar içerisinde binlerce hayvanın daha ansiklopedilere gömülüp gitmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

Günümüz bilim adamları canlıların yok oluşlarını önlemek için değişik çalışmalar yürütüyorlar bunlardan en büyüğü Frozen Ark ( Donmuş Nuh’un Gemisi ) projesi; Nottingham Üniversitesi Genetik Enstitüsü tarafından desteklenen proje ile nesli tükenme tehlikesi altında olan hayvanların DNA’ları -80° de dondurularak saklanacak. İlk etapta önümüzdeki 30-40 yıl içinde nesli tükenmesi muhtemel 1130 memeli ve 1183 kuş türünün DNA sının dondurulması planlanıyor. İngiltere Doğa Tarihi Müzesi ve Zooloji Cemiyeti’nde saklanması planlanan DNA’ların tür başına 200 sterline mal olması bekleniyor. 

Defcon 12 - Hackerlar Büyük ToplantısıDefcon 

Las Vegas’ ta yapılan hackerlar toplantısı, bilgisayar sistemcilerini şok eden raporlarla sonuçlandı. İnanılması güç güvenlik açıkları paylaşıldı. Üzerinde en çok durulan işletim sistemi yine Windows oldu.

Her geçen gün artan bilgisayar virüsleri artık eskisinden çok daha zekiler. Sistem açıklarını birer hacker gibi kullanan bu virüsler, aslında hackerların keşfettiği büyük güvenlik açıklarını kullanıyorlar.

Defcon 12 toplantısında ortaya çıkarılan onlarca güvenlik açığı, yetkilileri hayrete düşüren yöntemler, insanın aklına hayaline gelmeyen yazılım hatalarını meydana serdi. Devamlı kullandığımız fakat güvensizliklerini hiç farkedemediğimiz programların içlerinde, yazılım yapısı yüzünden kapatılması mümkün olmayan açıklarla şaşırttı.

"7 Önemli büyük açık" diye nitelendirilen konularda kısaca şunlar:
Google ı bir hack aracı olarak kullanmak.
Usb bellek ile Windows güvenliklerini aşmak.
Sistem haklarına sahip programları çökerterek sistem haklarını ele geçirmek.
Yazdırma sunucusu olarak bir truva atı kullanmak.
Kişisel güvenlik duvarının açıkları.
Sql sızıntı saldırısı ile database e giriş.
Cep telefonlarına girebilmek.

Kısacası gelişen teknoloji ile beraber geride kalan güvenlik ilkeleri insanları ürkütüyor. Belkide internet üzerinde güvenlik asla tam olarak sağlanamayacak dedirtiyor..... 

Müslümanlara Özel Cep Telefonu

Başlangıçta sadece konuşma ihtiyacımızı gidermek için tasarlanan cep telefonları zaman içerisinde saat, radyo, fotoğraf makinesi, ajanda ve cep bilgisayarı ihtiyaçlarımıza cevap vermeye başlamıştı. Artık telefonlar inanç dünyamıza dahi hitap eder hale geldi. LG firmasının yeni ürettiği F7100 cep telefonu dahili pusulası, yön belirleyicisi ve namaz vakitlerini verme fonksiyonu ile müslümanların hizmetinde. "Kıble Fon" adı ile piyasaya sürülen telefon Dünyanın 500 şehrinde namaz vakitlerini verebilme özelliği taşıyor, ayrıca cep telefonunun yön belirleyicisi ile kıble tayini artık çok kolay. 

Akıllı Fareler
Beyinin kontrol edilebilmesi gibi konuların sık sık film parçası olduğu günümüzde, bir kaç yıl önceden hatırladığımız yönlendirilebilir çekirge ve günümüzde başarılan bilgisayar kontrollü fareler gibi konular bizi hayrete düşürmüştür. Teknoloji nereye gidiyor, acaba teknoloji bizede hakim olabilecek mi, gibi komik soruları ciddi ciddi düşündüren gelişmeler; insan ve bomba bulunmasındaki başarılarının dile getirildiği uzaktan kontrollü fareler ile gündemi coşturuyor gibi.

Tehlikeli görevler için farelerin kullanılması her ne kadar acımasız gibi gözüksede, işin ucunda insan hayatı olunca ve farelerin hiç olmadığı kadar iyi bakıldığı düşünülürse harika bir gelişme olarak gözükebiliyor. Tamamen bilgisayar kontrollü radyo frekansları ile kontrol edilen farelere sağa, sola, ileri, geri, tırman ve in gibi temel komutların uygulanabildiği belirtildi. İnsan ve bomba bulma konusunda geliştirilebileceği söylenen ve bu konu üzerine eğitilen fareler, diğer fareler kadar sağlıklı ve uzun ömürlü yaşayabilecekleride açıklandı. En azından bomba ekipleri kullanılarak tehlikeye atılan canlar yerine farelerin kullanılması ve felaketler sonucunda enkaz altında kalanların yerini bulabilmek amacı ile kullanılabilecek olan farelerin birer madalya alması dileği ile...

Güneş Hakkında Yeni İddia

Güneş sisteminin merkezi ve enerji kaynağı olan güneşin nasıl oluştuğu ve bitmez tükenmez enerjisini nerden aldığı konusunda bir çok teori ortaya atıldı. Oluşumu hakkında bribirinden farklı bir çok teori mevcut ama henüz kesin bir yargıya varılamadı. Bitmez tüknmez sanılan enerjisi hakkında çok yaygın bir görüş hakim. Bu görüş göre güneş hidrojen ve helyum atomlarından oluşuyor. Ve Güneşin o muhtşem enerjisi (ısı) hidrojen atomlarını çekirdek füzyonu helyum atomuna çevirilmesi ile oluşuyor. Yani güneşin 4x1026 Watt' lık gücünü çekirdek füzyonu saysinde sağladığı ve hidrojenden oluştuğu konusunda bir fikir birliği var. Güneş ve yapısı hakkında daha ayrııntılı bilgi almak için tıklayın!..

Amerikan Astronomi Derneği`nin Washington`daki yıllık toplantısına katılan kimya profesörü Oliver Manuel çok ilginç bir iddia da bulunarak güneşin asıl enerji kaynağının, demir bakımından çok zengin olan çekirdek olduğunu ileri sürdü. Bu iddiaya göre güneş enerjisinin bir kısmını çekirdek füzyonundan sağlıyor fakat asıl önemli enerji kaynağı demir. Sadece bu iddia ile kalmayan Profesör Manuel "Güneş`in, bir yıldızın kendi içine çökmesi sonucu oluşan bir süpernova çekirdeğinden ortaya çıktığını düşünüyoruz" diyerek aslında yeni bir güneş teorisi ileri sürdüğünü göstermiş oldu.

Oldukça sağlam temellere dayanan bu teori bayağı ses getireceğe benziyor. Fakat Profesör Manuel' in meslektaşlarının çoğu bu teoriyi pek inandırıcı bulmuyor ve güneşin enerjisini çekirdek füzyonu ile sağladığı konusunda ısrar ediyorlar. Tabiki yapılacak olan incelemeler kimin haklı olduğunu zamanla gösterecek. 


Klon Ailesinin yeni Üyesi

1997 yılında Dolly'nin klonlanması ile başlayan klon ailesine yeni üyeler eklenmeye devam ediliyor. Tüm engelleme ve yasaklamalara rağmen çalışmlarını yürütmekte direnen bilim adamları, değişik canlı grupları üzerinde çeşitli yöntemler kullanıyor. Bilindiği gibi klonlana çalışmaları çok ses getirdi ve çok tartışıkldı. Özellikle insan klonlama çalışmaları ahlaki ve bilimsel bir yanlış olduğu düşüncesiyle bir çok ülke ve bilimsel otorite tarafından yasaklandı. Hala tartışılmasına rağmen bazı bölgelerde insan klonlama amacı taşımayan, tedavi amaçlı klonlama çalışmlarına izin veriliyor. Bu çalışmaların en sonuncusu geçtiğimiz aylarda ABD'nin Teksas ve Kalifornia Üniversitelerinden bir grup uzman veteriner tarafından gerçekleştirikldi. Başarılı bir klonlama sonucunda sağlıklı bir yavru kedi dünyaya geldi. Yanda klonlama sonucunda dünyaya gelen yavru ve taşıyıcı annenin resmi yer alıyor.

Bilim adamları bu deneyde en çok kullanılan yöntem olan çekirdek transferi yöntemini kullandı. Bu yöntem bir canlıdan alınan herhangi bir vücut hücresi çekirdeğinin yine aynı canlıdan yada aynı türden başka bir canlıdan alınan çekirdeği çıkartılmış yumurta hücresine nakledilmesi temeline dayanıyor. ABD'li bilim adamları bu deneyde yanda resmi görülen kediden aldıkları kümülüs hücrelerini, çekirdeği (DNA'sı) çıkartılmış yumurta hücresine yerleştirdiler(aynı deneyde iki de fibroblast hücresi kullanıldı). Bu transfer sonucunda elde edilen ebriyolar, taşıyıcı annenin rahmine yerleştirilerek yavrunun doğması beklendi. 22 günlük bir gelişim süreci sonunda taşıyıcı kedi hamile kaldı ve 44 gün süren hamilelik döneminden sonra, sezeryenle yavru dünyaya geldi. Sağlıklı olduğu açıklanan yavru kediden alınan hücrelerin incelenmesi sonucunda yavrunun, kümülüs hücrelerinden klonlandığı kesinlik kazandı. Dünyaya gelen yavrunun taşıdığı üç rengin, anne kedi ile aynı olmasına rağmen desen aynı değil. Bunun nedeni ise çok renkli kedilerdeki desenin, sadece DNA ile değil gelişim şartları ile de işlgili olması.

Bu çalışmayı diğerlerinden ayıran en önemli özellik çok az sayıda embriyo kullanılmasına rağmen başarılı bir sonuç elde edilmiş olması, daha önceki deneylerde örneğin "Dolly" deneyinde 277 yumurta hücresi kullanılmış fakat sadece bir yavru dünyaya gelebilmişti. Deneyi yapan bilim adamlarına göre bu denyde elde edilen başarının nedeni, kümülüs hücreleri kullanılmış olması. Fakat bu başarının bir tesadüf olma ihtimali nedeni ile yeni deneyler yapılması gerekiyor.

 

Düşünen Bilgisayar Projesi

2001 yılının Mart ayında başlanan ve 2001 Ekim ayında tanıtımı yapılan Eliza projesi akıllara durgunluk vermesi ile birlikte, beraberinde karanlık noktalar oluşturuyor.
Dünyanın en büyük bilgisayarı kurulur. Bilim adamları etrafına toplanırlar. İçlerinden biri
-Sevgi nedir?
diye sorar. Bilgisayardan alınan cevap ilginçtir.
-Sevgi, bir histir.
Sanırım bir bilim kurgu romanında okumuştum. Sanırım konuya girmeden önce bir ön yargımın olduğunu ortaya koymalıydım.
IBM savunma ve sağlık bakanlığı için tasarladığı ilk düşünen bilgisayar projesi Eliza yı tanıtmıştı. Hala tasarım aşamasında olan ve bir devrim yaratacak düşünceleri ile devam ettirilen proje, zaten işsizliğin dünya üzerinde arttığı bu yüz yılda acaba daha fazla mı işsizlik sorularını da beraberinde getiriyor. Belki korkularımız yersiz. Belki de bizim yerimize robotlarımız işe gider, biz de yollarını gözlemeden ve rahatça evimizde oturup para getirmelerini bekleriz. Belki para da kalkar ve her şey bedava olur. Zaten bir parça yağdan başka ne isterler ki robotlar? Onlar için sevgi bir his olmaktan ileri gitmez ki.
Aslında konuyu fazla abarttık gibi. Yine de büyük bir adım olarak görüyoruz. 

Isınan Havalara Dikkat

Bahar aylarına girdiğimiz bu günlerde ısınan hava beraberinde yorgunluk, halsizlik,eklem ağrıları gibi sorunları da getiriyor. İstanbul Üniversitesi'nden yapılan bir açıklamayla bahar mevsiminde havadaki elektrik yükünün arttığına dikkat çekildi. Bu elektrik yüklerinden pozitif olanların vücut da zindelik, negatif olanların halsizlik, gerginlik ve yorgunluğa neden olduğu belirtildi. Açıklamayı yapan Prof. Dr. Zeki Karagülle taşıtların havayı kirletmesi, sanayi atıkları ve trafik yoğunluğu sebebi ile şehirlerdeki elektrik yükünün arttığını da vurguladı. Konunun öneminin daha iyi anlaşılması için "bahar aylarında hava sıcaklığına bağlı olarak insan metabolizmasında oluşan değişikler yorgunluğu arttırır. Bahar yorgunluğu bir hastalık olarak tanımlanmıyor ama önlem alınmazsa kronikleşebilir" diye konuştu.

Bahar aylarında ısınan havaların özellikle romatizma, astım, kalp, mide ülserleri, ve hipertansiyon gibi rahatsızlıkları bulunanların dikkat etmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Karagülle alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı; uyku saatlerinde ani değişikler yapılmamalı, bahar aylarında vücudun ihtiyaç duyduğu B ve C vitaminleriyle potasyum barındıran sebze ve meyveler bol bol tüketilmeli, günde ortalama üç litre su içilmeli, mümkün olduğunca rahat ve stressiz bir uyku uyunmalıdır ve de her sabah en az beş dakikalık bir yürüyüş yapılmalıdır. 

Işınlanmada İkinci Aşama

İnsan oğlunun en büyük hayellerinden olan ışınlanma yani hiçbir fiziki bağ olmadan bir maddenin bir yerden başka bir yere taşınması hakkındaki ilk başarılı deney 1998'de California Institute of Technology yüksek öğretim kurumunda lazer kullanılarak gerçekleştirilmişti .Bu yöntemle bir kaç atomun ışınlanması başarı ile sonuçlanmıştı. Işınlanma konusunda atılan bu ilk adım, çalışmaların geliştirilmesi ile daha büyük maddelerin ışınlanabileceği düşüncesinin gelişmesini sağladı. Aslında çok küçük bir olaymış gibi görünen bu deneyin başarı sağlaması, o güne kadar sadece hayallerde kalacağı düşünülen ışınlamanın gelişmesiçin büyük bir adım oldu.

Günümüzde ışınlama ile ilgili çalışmalar bir çok ayrı merkezde birbirinden bağımsız olarak devem etmekte. Bu çalışmalatdan birini yürüten Aarhus Üniversitesi öğretim üyesi fizikçi Eugene Polzik ve meslektaşları, laboratuvar ortamında, lazer ışığı kullanarak ilk kez çok miktarda atomun ışınlanmasını sağladı. Işınlama yolunda atılan bu ikinci adım insan oğlunun bir hayalini daha gerçekleştirmeğe çok yaklaştığını gösteriyor.

Günümüzde mesafeler giderek önemini yitiriyor, her geçen gün daha çok hızlanan ve gelişen ulaşım araçları mesafeleri nerdeyse yok ediyor. Ama fiziki birer taşıyıcı olan araçların ne yazık ki bir hız sınırı var. Daha uzak mesafelere örneğin gezegen ve galaksilere yolculuğun gerçekleşebilmesi için bu hız sınırının ortdan kalkması gerekiyor. Bu nedenle ışınlama çalışmları insanlığın geleceği için çok büyük önem taşıyor. Bu ihtiyacın farkında olan bilim adamları çalışmalarını sonuçlandırmak için ellerinden geleni yapacaklarından şüpeniz olmasın.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Biz Kimiz
 
Defa peri, defalarca uğraşmanın sonuçunda en sonun da kendi sitelerini yapmış olmanın haklı gururunu taşıyan dört güzel periyiz.
Arkadaşlığımız artık kendi içimize sığmadığından internet ortamına ve dünya ya açılımını simgelemek için bu siteyi kurduk.Umarız insanlara faydalı olabilmişizdir.Herkezin kendinden birşey bulması umudunu taşıyoruz. Farklı olmayı seçtik.Farkımızı farkedenlere sonsuz teşekkürler...
Grubun ismini defaperi seçmemiz, isimlerimizin baş harflerinden olmasından kaynaklanmaktadır.İçimize sinen bir site yaptık umarız beğenirsiniz.Gurubun isminden de anlaşılacağı üzere Dilek, Esma, Fatma, Ahter adlı birbirine çok bağlı dört periden defaperileri ortaya çıkmıştır. Şimdiden bütün arkadaşlara teşukkür ederiz. Umarız aradığınızı sitemiz de bulursunuz. Hoşgeldiniz.......
Reklam
 
Dilek( Şeker Kız Candy)
 
Dilek kimdir?.Tatlı mı tatlı, şeker mi şeker bir kızdır.o yüzden arkadaşları ona şeker kız cany derler.Onun en belirgin özelliği çok tatlı olmasıdır ve aynı zaman da gülüşü çok güzeldir.küçük yaramaz çoçuklar gibi...O bir güleryüzlü peridir....
Esma(Pamuk Prenses)
 
Esma arkadaşlarınn ona takdığı isimden de belli olarak çok yumuşak bi kalbi vardır. Her zaman herkez hakkında hep iyi niyetlidir.O yüzden pamuk kalpli bir prensesdir.O çok iyi kalpli bir peridir..
Fatma(Şirine)
 
Fatma ya arkadaşları arasın da genelde şirine derler. Güler yüzlü ve çok espirili olduğundan bu ismi takmışlardır.Ama asabidirde aynı zamanda .. ama o sert mizacının altında kedi gibi yumuşak bi kalbi vardır.O bir espiri perisidir...
Ahter(Calimero)
 
Ahter, içindeki çoçuğu hep büyüten ve hala bile çoçuk kalmayı başaran tek koca bebekdir.Çok şirin mi şirindir.Her zaman neşe ve mutluluk saçar etrafına.o bir mutluluk perisidir..Yubbiiii.
 
Bugün 4 ziyaretçi (10 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
şirine